KÜÇÜK AYAK (SMALL FOOT) FİLMİNİN KÜLTÜR AÇISINDAN İNCELENMESİ


İncelemeye başlamadan önce kültürden bahsetmek isterim. Kültür, bir toplumun içerisinde bulunduğu değerler bütünüdür ve kültür nesilden nesle aktarılır. Bir toplumun dini,sanatı, müzikleri,yemekleri,inanışları,günlük ritüelleri o kültürün özelliklerini taşır. Film kültürün yedi özelliğini de içinde barındırmaktadır ve bunları filmi değerlendirirken değineceğim.

Şimdi filmimize geçecek olursak, Himalayaların tepesinde bir köy vardır ve bu köy Yetilere aittir. Yetiler, büyük devasa canlılardır. Burada dostluk içinde yaşamaktadırlar. Küçük taşlara yazılı kuralları vardır ve bu kurallar onların inandıkları kuralların tümüdür, nesilden nesle aktarılan kurallardır. Bu taşları ve kuralları sosyal miras olarak görüldüğü mesajı verilmektedir ve burada aslında kültürün öğrenildiğini görüyoruz. Küçük Yetilerin anne ve babalarına baktıkları, bulut dendiğinde mimikleriyle tepki verdiğini de görüyoruz. Bunların büyük bir kısmı olağanca gerçekdışıdır ama buna rağmen kimse sorgulamadan kabul etmiştir. Örneğin, Yetiler buz topları yapmalıdır, çünkü mamutların buna ihtiyacı vardır. Ya da gong çalınmazsa güneş doğmaz ve karanlıkta kalacaklarına inanırlar. Bütün bunlar sorgulanmaz çünkü kültür bireyleri şekillendirir ve bireylere içinde yaşadığı toplumda nasıl yaşayacağını öğretir, buna kültürlenme deriz ve burada da bunu çok iyi görüyoruz bir diğer fark ettiğim şey ise Yetilerin gençleri taşları sorgulamakta ve bunu sesli dile getirdiklerinde delilikle suçlanmaktalar ya da yetişkin Yetilerden saçmalama yorumlarını duymaktadırlar. Bunun sebebi bence kültürün koşullandırıcı olması. Bireyler doğdukları kültürde koşullanırlar ve ona uygun hareket ederler, eğer aykırı davranırlarsa kültürün bir parçası olmaktan çıkarlar ve toplumdan dışlanırlar. Birey, sosyal bir varlık olduğu için bunu göze almak istemez, azınlık durumunda olmaktansa o sürüye dahil olmak onu daha mutlu eder. Filmin ilerleyen sahnesinde ana karakterimizin tesadüfen köy dışına düşüşüyle küçük ayakla karşılaşır. Köye dönüp heyecanla bunu anlattığında Yetilerden tepki alır. Taşlarda öyle bir şey yazmıyor, sen saçmalama gibi tepkilerdir bunlar. Taşları koruyan ve onları yorumlayan muhafıza eden kral da bir yandan Yetilerin inanmasından korkmakta diğer yandansa Yeti halkının sorgusuz sualsiz taşlara inanıyor olmasından memnundur. Çünkü ana karakterimizin, Migo, herhangi bir kanıtı yoktur. Migo’ya inanlarsa köyün gençleri ve kralın kızıdır. Çünkü onlarda taşların doğruluğunu sorguluyorlardı. Migo, küçük ayağı bulmak için yola çıkar ve arkadaşları da ona bu konuda sosyal destek sağlar.

Kral’ın bakış açısından bakarsak, kral bir halkı yönetmekte ve birtakım kurallar ile bu kurallar aslında kültürü oluşturuyor. Kültürün oluşması sürecinde büyük bir emek vardır ve kültürler nesilden nesle aktarılır bu da kültürün aktarılma özelliğidir,küçük Yetilerden yaşlı Yetilere herkesin bildiği ortak değerleri görüyoruz, ve kültür örüntülüdür. İçe içe geçmiş halkalar zinciridir. Gongla güneşin doğuşu özdeşliği gibi birçok özdeşlik birbirleri ile iç içe geçmiştir bir sistem oluşmuştur, bulutların da Yetiler tarafından üretildiğini görürüz, oluşturduğu çark sisteminde her şey birbiri ile bağlantılıdır. Kral, eğer bu kurallar sistemindeki gerçekdışı maddeler fark edilirse Yeti halkının kalmayacağına inanmaktadır. Çünkü, kurallar halkı korumak için korkutmaya dayalıdır, bunu ilerleyen sahnelerde görüyoruz. Kurallar sadece Yeti halkını korumak içindir. Migo’nun bu hareketi kültürü tehlikeye atmıştır. Kralın atladığı bir yer kültür canlıdır ve bütünleşme süreçleri yaşar. Bunu ilerleyen bölümünde anlatacağım.

Migo ise küçük ayağı bulur ve onu köye getirir. Bu da kral ve tüm halk için yeni bir gündür. Yıllardır sorgusuz inandıkları her şeyden şüphelenmeye başlamıştır. Taşlarda küçük ayak yok yazıyordu. Küçük ayak varsa güneşin çıkması için gong çalınmayabilirdi de ve böyle de oldu. Yetiler, özgürce hareket etmeye başlamışlardı. Bir heyecanın içinde, herkes küçük ayakla iletişim içerisindedir. Günlük hayat değişmişti,kurallar artık ciddiyetini kaybetmişti. Birçok Yeti yaşam amacını kaybetmiş gibi hissetti örneğin gongu çalan Yeti. Bunu günlük hayata yorumlarsak kültürün değişmesi, kültüdeki değişiklikler en çok yaşlıları kaygılandırır çünkü yaşadıkları süre boyunca sorgulamadan inandıkları değişir, şimdi neye inanacağım diye düşünürler burada bu çok iyi yansıtılmış.Kral bir kaygıya kapıldı, hem kültür riske girmişti hem de aslında sakladığı gerçek halkını tehdit edebilirdi.

Migo’ya tüm gerçeği anlattı ve gösterdi. Migo’nun bütün bunların yalan olduğunu söylemesini ister ve Migo ise baştan beri anlam veremediği kuralları anlamıştır ve halkını korumak için yalan söyler. Fakat arkadaşlarını kaybeder ve cahillik mutluluktur der. Oysa buradaki kastı bir şeyleri bilmese ve sorgulamasaydı yeni şeylerle karşılaşmayacak ve arkadaşlarını kaybetmekle sonuçlanmayacaktı. Sosyal bir varlık ve arkadaşlarını n varlığı yenilikten daha cazip geliyor. Kral’ın kızının küçük ayakla şehre ulaşması ve onun etrafından diğer arkadaşları, Migo’nunda şehre gelişiyle aslında kralın tüm dedikleri doğrulandı. İletişim farkının olması ve birbirleriyle anlaşamamalarına sebep oldu. İnsanlar kendilerini tehdit altında hissettikleri için Yetilere saldırdılar ve kralın dedikleri çıkmış oldu, bir farkla tek iletişim kurabildikleri küçük ayak,onları bu durumdan kurtarır ve kral da halkına gerçekleri anlatır. Himayalarda yaşamalarının sebebinden aslında taşlarda yazanları her şeyi anlatırlar. Halk, insanlarla konuşmaya gider ve bir dostluk başlar.

Söz etmek istediğim filmde gördüğüm son konu ise kültüründe temellerinden biri iletişim. İletişim kurulduğu zaman, iki kültür birbirini anladığı zaman bir risk doğmuyor, yeni bir süreç başlıyor. Küçük ayak ve Migo’nun kurmayı başardığı iletişim sayesinde, insanlar ve Yetiler kültürel bir değişim sürecine girmiştir ve bu kültür kaybı değildir. Bir toplumun kültürü yeni koşullara uyum sağlamak için bulunduğu temeller üzerinden değişime başlar. Bu bir kültür kaybı değildir, kralın korkularının yersiz olduğunu görüyoruz.


24 görüntüleme0 yorum